Nadide Hayat Kimin Eseri?
Bazen bir kitap okurken, düşündüğün şeylerden çok, o kitabın yazarı hakkında daha fazla şey öğreniyorsun. Mesela, “Nadide Hayat kimin eseri?” sorusu, bu kitabı okurken aklımda sürekli yankılandı. O kadar çok soruya yanıt arıyordum ki, bir yanda kitabın içindeki hayatı, diğer yanda bu hayatı yazan kişiyi merak ediyordum. İzmir’de sokaklarda yürürken, birden “Nadide Hayat kimin eseri?” sorusu beynimde patladı. Çünkü, hayatımda da bu tür anlar var, sanki her şey bir eserin parçasıymış gibi.
Ama gelin görün ki, hayatımda yazarlara ve kitaplara dair düşündüklerimle yüzleşmek biraz kafa karıştırıcı oldu. Çünkü, “Nadide Hayat kimin eseri?” sorusunun peşinden gitmek, öyle kolay bir iş değil. Hem sorgulayıp hem de neşelenmek gerekiyor. Hadi, biraz bununla dalga geçelim, çünkü bu soruyu sormak bile başlı başına bir komedi.
Yazarlar ve Hayatlar: Kim Yazıyor, Kim Yaşıyor?
Hikayeye girmeden önce, İzmir’deki her günüme dair bir parça anlatmak isterim. Bir kafede oturuyorum, yan masada üç kişi tartışıyor: “Hayat da kitabın bir parçası mı yoksa biz mi kitabın parçasıyız?” diye. Tabii bu tür derin meselelerle kafa yoran bir grup görünce, içimden şöyle diyorum: “Birader, hayatın derinliğini biraz bana bırakın, ben zaten her şeyi fazla düşünüp kayboluyorum!”
Beni tanıyanlar bilir, kitaplar çok önemli bir konu. Ama o kadar da değil, yani bir şeyin derinliğiyle uğraşacak kadar derin değilim. İzmir’de sahilde yürürken “Nadide Hayat kimin eseri?” sorusunu biraz daha kafa yormaya başladım. Hadi itiraf ediyorum, aslında hepimizi sorgulayan bir durum bu. Çünkü kitapları ve hayatı bu kadar derin incelemek, bazen çok sıkıcı hale geliyor. Ama işin içine “Nadide Hayat” gibi bir kitap girince, “Ohooo, dedikodusu bile hoş” demekten alıkoyamıyorsunuz.
Gözümü açıyorum, “Bu kitap kim yazdı?” diye düşünmeye başlıyorum. Sonra aklıma geliyor: Zeynep Kerman! Evet, evet, “Nadide Hayat” gerçekten onun eseri. Ama bakın, işin komik yanı şu: Yazarın adıyla birleştirip de bu kadar derin düşündükçe, bazen ben de kendi hayatımı yazar gibi hissediyorum. Hani bir yazarsınız, sonra bir de bakarsınız, hayatınız o kadar büyük bir karmaşaya dönüşür ki… Zeynep Kerman’ın yazdığı kitapları düşündükçe, hem hayatın “ağır” yönlerine kafa yoruyor hem de komik bir şekilde ne kadar yüzeysel olduğumuzu fark ediyorum. Hah, işte tam da bu noktada, bir yazarın eseriyle gerçek hayat arasındaki farkı görmek gerekiyor.
Günlük Hayatla İlişkili Nadide Hayat: Kafelerde Sohbetler ve Kitaplar
Bir gün, kahvemi alıp kafede oturuyorum. Yanımda biri yüksek sesle telefonu konuşuyor. “Ya bir şey söyleyeceğim, bu Nadide Hayat kitabı gerçekten hayatı anlatıyor mu?” diye sordu. İçimden “Bilmiyorum, bir kitabı okumadan neye benziyor ki?” diye düşündüm ama dışarıya asla belli etmedim. Düşünmekle kalıyorum; “Bu kadar da değil ya!” dedim. Gerçekten de, hayatımda yazılacak bir sürü kitap var, ama ben bir türlü o kitabı yazamıyorum. Çünkü sanırım yazarlık bana göre değil. Ya da belki de gerçekten yazacak kadar önemli bir şeyim yok?
Bir yanda kitabı okuyanlar, diğer yanda hayatını kendi yazmaya çalışanlar… Ama bakın, bu soruyu sormak bile önemli bir mesele. Zeynep Kerman’ın “Nadide Hayat”ı, hayatın karmaşasını anlatırken, bir yandan da basit, samimi bir bakış açısıyla karşılaştırıyor. Hayat, bazen karmaşık, bazen basit. Ama bence hayatı yazmak için önce yaşamak lazım. Bunu kafama soktuğumda, ya da kafamda bir çark döndüğünde, ne kadar basit düşündüğümü fark ettim.
İçimden Geçen: “Her Şeyin Eseri Benim!”
Bir arkadaşım var, her zaman bir şeyler söylerken bana “Sen neden her şeyi fazla düşünüyorsun?” der. Bazen haklı, bazen de fazla haklı. Bu kadar kitap okudum, içimi dökmek için yazıyorum, ama yine de bazı anlar var ki, bu yazarlık işleriyle fazla ilgilenmediğimi hissediyorum. Ancak “Nadide Hayat kimin eseri?” sorusunu sormak, sanki hayatta her şeyin bir anlamı olduğunu gösteriyor. Çünkü gerçekten de bazen “şu anı” yakalayamıyorsun, ama o anı yakalayabilseydin, belki de hayatının hikayesini yazmak senin eserin olacaktı.
Sonra arkadaşım bana dönüp şöyle diyor: “Ya sen şimdi daha fazla düşündün ve bütün bu yazıyı yazdın, tam da senlik bir durum!” İçimden bir ses, “Evet, benlik bir durum! Ama her şeyin sonunda, bu yazıyı kim yazacak?” diye geçiyor.
Sonuç: Hayatın Eserini Yazmak
Evet, sevgili okur, “Nadide Hayat kimin eseri?” sorusuna yanıt ararken, bir şekilde kendi hayatımın yazarı olmaktan ne kadar uzak olduğumu fark ettim. Ama bence herkesin hayatı da birer eser. Belki yazılacak büyük bir kitap değil, ama her anımız bir hikaye. Zeynep Kerman’ın bu kitabı, hayatın içinde kaybolan “nadir” anları bir araya getiriyor. Okudukça içimdeki komik, belki de derin düşünceleri dışa vurmuş oluyorum. Hayatla ilgili hiç de kolay olmayan soruları soruyorum: Hangi anı yazabiliriz, hangi anı silebiliriz?
Bence hayat, bir kitap gibi yazılır. Ama her anı, her anı bir eserdir. “Nadide Hayat”, bunu anlatan güzel bir kitap. Ve evet, bu yazıyı yazarken bana sorarsan, bu yazı da bir eserdir!