Kayseri’de Bir Akşamüstü
Pencereden dışarı bakarken şehrin kırmızı kiremitli çatılarının üstüne düşen akşam güneşini izliyordum. O an, kalbimde tuhaf bir heyecan ve hafif bir hüzün vardı. Günlüğüme o gün yaşadıklarımı yazmak için oturdum, kalem elimde, kağıt önümde. Telefonum masanın kenarında duruyordu; bildirimlerin sessizliği, içimdeki beklentiyi daha da artırıyordu.
Profil Fotoğrafı ve Sessiz Heyecan
Onun Instagram profil fotoğrafına bakmayı ne kadar istemediğimi, aynı zamanda ne kadar merak ettiğimi hatırlıyorum. Bildirim gider mi acaba? Bu basit soru, içimde fırtınalar koparmaya yetiyordu. Arkadaşlarım belki bunu anlamsız bulurdu ama benim için her bir görüntü, her bir küçük hareket bir anlam taşıyordu.
O gün, bir kahve içmek için dışarı çıkmıştım ama telefonum elimden düşmüyordu. Profil fotoğrafına bakmak istiyor, ama bakar bakmaz bir iz bırakıp bırakmayacağını düşünüyordum. Bir yandan kendime kızıyor, bir yandan umutlanıyordum. Bu karmaşık duyguların içinde kaybolmuşken, kendimi günlüğüme yazarken buldum. “Belki de umursamıyor,” diye başladım. Ama kalbim inatla heyecanlanıyordu.
Bir Kare ve Bin His
O fotoğraf… birden gözümün önüne geldi. Gülümsemesi hafif, ama bakışları derin, sanki bir sır fısıldıyor gibi. Ekrana dokunmak istedim, ama parmağımı birkaç saniye duraksattım. Bu duraksama, içimdeki heyecanı ve korkuyu bir araya getirdi. “Acaba fark eder mi?” diye düşündüm. Ve bir anda kendi kendime itiraf ettim: fark etmesini istiyordum, fark etmesini çok istiyordum.
Kayseri’nin serin akşamında yürürken, telefonum cebimdeydi. Her adımda, profil fotoğrafına bakıp bakmadığını, benim yüzümde oluşan ifadeyi anlayıp anlamadığını hayal ettim. Kalbim hızlı hızlı çarpıyor, umut ve hayal kırıklığı arasında gidip geliyordu.
Heyecan ve Hayal Kırıklığı
O an fark ettim ki, Instagram’da bir fotoğrafa bakmanın benim için sadece bir hareket olmadığını. Her bakış, hislerimi bir yere bırakmak gibiydi. Ama aynı zamanda hayal kırıklığı da taşıyordu; çünkü o, bunu asla bilemeyecekti. İçimde bir boşluk hissi vardı, ama aynı anda hafif bir mutluluk da… Onun dünyasında küçük bir anlık varlık duygusu bile, benim için bir anlam taşıyordu.
Günlükte yazarken parmaklarımın titrediğini fark ettim. Hislerim netti: hem sevinç hem endişe, hem umut hem de korku. Bir sosyal medya hareketi, duygularımı bu kadar sarsabilir miydi? Evet, sarsabiliyordu. Ve ben bunu kabul ediyordum.
Beklemek ve Kabul Etmek
O akşam, Kayseri sokaklarının ışıkları altında yürürken, hiçbir bildirim gelmemişti. Ama artık umursamıyordum. İçimdeki heyecan ve hayal kırıklığı, kabullenmeye dönüşmüştü. Profil fotoğrafına bakmanın bana hissettirdikleri, onu görüp görmediğiyle ilgili değildi artık; kendi duygularımı anlamak ve kabul etmekle ilgiliydi.
Günlükte son satırları yazarken şunu fark ettim: bazen küçük şeyler, bize büyük duygular hissettirebilir. Instagram’da bir fotoğrafa bakmak, sadece basit bir hareket gibi görünebilir, ama içimizde dalgalar yaratır. Hayal kırıklığı, umut, heyecan… hepsi bir anda bir araya gelir ve bizi insan yapar.
Son Düşünceler
O akşam evime dönerken, içimde garip bir huzur vardı. Bildirim gelip gelmemesi artık önemli değildi. Önemli olan, o an hissettiğim duyguları kabul etmek ve onları yaşamaktı. Kayseri’nin sessiz sokaklarında, kendi kalbimde bir yolculuk yapmıştım. Ve günlüğüme yazarken, her kelimenin, her cümlenin bana kendimi biraz daha anlatmak için bir fırsat sunduğunu hissettim.
Belki de Instagram’da bir profil fotoğrafına bakmak, hayatın kendisi gibi karmaşık ve beklenmedik duygular yaratır. Ve ben artık bunu saklamadan yaşayabiliyordum. Kalbimdeki heyecanı, hayal kırıklığını ve umutları olduğu gibi kabul etmek… işte gerçek özgürlük belki de buydu.